DEMİRKAPI KOLEKTİF SANATÇILARI
Gökhan Esener, tarih öncesi birçok medeniyette karşımıza çıkan gerçek üstü teriantropik varlıkların günümüz insanında saklı dürtüsel izlerini görünür kılmaya odaklanır. Uygarlığın maskesi altında gizli ve derinlerde saklı kalan ilkel insan imgelemini insan-hayvan karışımı teriantropik canlılar aracılığıyla ifade eder. İnsanlığın tüm kayıtlı verilerinin analizi yoluyla yine gerçek dışı olarak yapay zekâ ile üreten Esener, ifade biçimi olarak bununla yetinmez. Optik gerçek algısı yaratan imgelerini bu sefer de fotoğrafın antik yöntemleri ile yavaş yavaş ve katman katman işleyerek biricik çağdaş ikonalara dönüştürür.
Reşit Şimşek, kendi coğrafi kökenlerinden gelen motiflerin, renklerin ve kokuların izini sürerek gösterilenin ötesini algılamaya, anlamaya çalışır. Bulduğu izler ışığında geçmiş diyalog ve çatışmaları, farklılıkları sorgulayarak anlam arayışına girer. Gerçekte olmasa, olamasa bile metaforik olarak yeni diyalog önermelerinde bulunur, yeni buluşmalar sağlar. Kendi sanatsal üretimlerini de tıpkı geçmiş zaman el zanaatı prosesleri gibi bir refleks ile barışçıl eylem pratiğine dönüştürür.
Aksu Günay bir yandan Platon’un mağarasını iğne deliğinden gözetleyerek onun gerçekliğini anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken diğer yandan büyük kent insanının trajedilerini geniş plan çekimleriyle görselleştirir. Devasa beton yığınları içindeki bedenin sıkışmışlığını, ezilmişliğini, hiçe sayılmasını sorgulayan fikirlerle optik düzlemde yeni anlatım dilleri arayarak, görselleştirir.
Samet Yılık Kendi bedeninin doğanın bir parçası olduğu bilinciyle, doğayla iç içe geçme, özdeş olabilme haline odaklanır, sanatçı duyarlılığı ile yeni anlatım metotları geliştirir. Üretimini performatif bir eylem pratiği şeklinde doğanın derinliklerinde yaparken aslında doğa ve kendisi arasında bir denge kurar.
Uzun yıllar psikolojik yeme bozuklukları ile mücadele eden Feyza Nur Veziroğlu ise fotoğraf makinesinin optik gözü yardımıyla kendini izleyerek, bedeni ve iz düşümü arasında bir mücadele alanı yaratır. Dışardaki gözü yardımıyla kendini izler ve bu sayede fiziki bedeniyle ve bu durumun açtığı psikolojik, sosyal yaralarla mücadele eder. Bedenin ağırlığından kurtulur ve onları ait olduğu imgelem dünyasına hapseder. Dışardan bakabildiği ölçüde öznel durumunu analiz eder ve onunla mücadele eder. Sosyal yaşamdan kopuşunu, yok oluşunu ise karanlık içinde değil de ışığın, aydınlığın içinde yok oluşa benzetir. Işık yaşamın kendisidir çünkü.
Küçüklüğünde zoraki olarak birebir tanıştığı göç olgusunu ve iki farklı kültür arasındaki dönüşümünü kendisi ve yakın çevresini merkeze alarak sorgulayan Ercan Güleryüz, göç olgusu ile uzun zaman sonra yeniden yüz yüze gelir. Göçü bir “yeniden doğuşa” benzeten Güleryüz meseleyi hem çok yönlü analiz eder, hem de gerçekten yenilenmiş, tazelenmiş bir bakış açısı ile yeni anlatım dili önermelerinde bulunur.
''KÖRDÜĞÜM-İlmek'' sergisinin Küratörü: YUSUF MURAT ŞEN
Yusuf Murat Şen (d.1968, Şırnak), ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamlamıştır. Marmara Üniversitesi’ndeki lisans öğrenimi ardından Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yüksek lisans ve sanatta yeterlilik diplomalarını almış, 2002 yılında Doçent, 2009 yılında da Profesör olmuştur.
2007 - 2013 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Başkanlığı görevini yerine getiren Şen, 1991’den bu yana Fotoğraf Bölümü öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Öğretim görevlerinin yanı sıra Şen, kurucuları arasında bulunduğu Fotoğraf Uygulama & Araştırma Merkezi (FUAM)’nin 2015-2022 yılları arası direktörlüğünü yapmış ve Türkiye’de fotoğraf kitapları alanında ilk festival olan ‘İstanbul Fotoğraf Kitabı Festivali’nin de yöneticiliğini bu yıla kadar yapmıştır.
Fransa, Hollanda, Avusturya, İtalya, İspanya, İsveç, Yunanistan ve Estonya’nın da, aralarında bulunduğu birçok farklı ülkede eserleri sergilenen Şen, fotoğrafın antik ve deneysel yöntemleri, çağdaş yorumları ve fotoğraf koleksiyonculuğu alanında uzun yıllardır çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin değişen kültür ve sosyolojik ağları, ve kentsel dönüşümü üzerinde odaklanan sanatçı, deneyselliğinin yanı sıra dokümantasyon niteliği taşıyan fotoğrafları ve fotokitaplarıyla Türk sanat tarihine önemli kayıtlar bırakmaktadır.
